YENİ BİR ŞEHİRLEŞME MODELİ: SÜNGER KENTLER
Ülkemizde geçtiğimiz hafta yaşanan yoğun yağış, sel ve taşkınlar sonucu ortaya çıkan can ve mal kayıpları şehirlerimizdeki imar ve kentleşme sorunlarını bir kez daha gündeme taşıdı.
Aslında sorun belli, çözüm de belli. Bakınız Sayın Cumhurbaşkanımız 2009 yılında İstanbul’da yine can kayıplarına yol açan sel felaketi sonrası yaptığı açıklamada ne demiş: “Kalkar da biz dere yatağına binalar yaparsak ve dere yatağında bu yapılanmaları yaygınlaştırırsak, şunu unutmayalım ki atalarımızın bu güzel tespiti her şeyi ifade ediyor; derenin intikamı ağır olur.” (NTV haber)
Yaşanan olumsuzluklar doğal afet değil, doğa olayıdır. Onu afete çeviren insan hareketleridir. Yapılan yanlışlardır. O halde meteorolojik hadiselerin şiddeti artmasıyla birlikte ortaya çıkacak afetlere özellikle kentlerimizde daha dikkatli ve hazırlıklı olmamız gerekiyor.
Türkiye’nin uluslararası sınavı olan COP31 toplantısı öncesi yüzlerce proje hazırlanmış. Bakanlıklar, Kamu kurumları, Üniversitelerimiz, Sivil Toplum Örgütleri söz konusu toplantıya katılmak için yoğun çaba içindeler. İnşallah başarıyla sonuçlanır.
Sürdürülebilir Çevre Derneği olarak bizde birkaç proje hazırladık katılmak için ilgili yerlere başvuru yaptık ama çapımız küçük olduğu için sesimizi duyuramadık, katılmaya gücümüz yetmedi. Hayırlısı olsun. Ben de bir önerimi sizlerle paylaşmak istiyorum:
Su baskını kaynaklı doğa olaylarının şehirlerimizde afete dönüşmemesi için yeni bir kentleşme modeline ihtiyacımız var. Bunun adı: SÜNGER KENT.
Sünger Kent (Sponge City), geleneksel beton odaklı "gri altyapı" yerine doğayı taklit eden "yeşil ve mavi altyapı" unsurlarını kullanarak yağmur suyunu yerinde emmeyi, depolamayı ve yavaşça salmayı hedefleyen modern bir şehir planlama modelidir. Dünyaca ünlü Çinli peyzaj mimarı ve şehir plancısı Kongjian Yu tarafından ortaya atılan bu konsept, kenti suyla savaşan değil, suyla birlikte yaşayan esnek bir yapıya dönüştürüyor.
Geleneksel şehirlerde yağmur suyu doğrudan beton kanallara ve derelere yönlendirilerek ani debi yükselmelerine taşkın ve sele yol açar. Sünger şehirlerde ise bu risk önceden hesaplanır ve su temelli şehirleşme esas alınır, su baskını ve su baskını kaynaklı hasarı azaltmak için tedbir alınır. Şöyle ki;
Sünger şehirler; su döngüsünü kesintiye uğratmak yerine oluşan yüzey sularının süzülmesini, emilmesini, depolanmasını ve hatta arıtılmasını sağlayacak yeşil bir altyapıya sahip bir çözümdür. Bunu sağlamak için şu yapısal bileşenler kullanılmaktadır:
- Geçirgen Kaldırımlar ve Asfaltlar: Suyu tamamen bloke eden geleneksel beton ve asfalt yüzeyler yerine, suyun doğrudan toprağa sızmasını sağlayan gözenekli, geçirgen malzemeler kullanılır.
- Yağmur Bahçeleri ve Biyolojik Hendekler: Yol kenarlarında ve parklarda oluşturulan, su emici bitkilerle kaplı çukurlardır. Suyu hızla emerek kanalizasyona gitmesini engeller.
- Yeşil Çatılar (Bitkilendirilmiş Çatılar): Binaların çatıları bitki örtüsüyle kaplanarak, yağmur damlalarının doğrudan beton yüzeye çarpması ve hızla akışa geçmesi engellenir; su çatıdaki toprak tarafından tutulur.
- Kentsel Sulak Alanlar ve Yapay Göletler: Şehir içindeki taşkın yatakları, taşkın anında suyu geçici olarak toplayacak geniş yeşil parklara, göletlere ve sulak alanlara dönüştürülür.
- Yeraltı Depolama Tankları: Kentin stratejik noktalarının altına yerleştirilen devasa sarnıçlar, aşırı yağış anında su pikini (en yüksek seviyeyi) emerek altyapıyı rahatlatır.
(Kaynak: https://ekoyapidergisi.org/sunger-sehir-nedir-ve-nasil-calisir/)
Çin başta olmak üzere dünyada pek çok şehirde uygulanan sünger şehir yaklaşımı, doğal su döngüsünü yeniden canlandırma amacıyla yapılmaktadır. Böylece yalnızca kentsel alanları sel ve su baskınlarından korumakla kalınmaz; yer altı su rezervlerini yeniden doldurarak su kıtlığı riskini azaltmaya yardımcı olur.
ABD’de yapılan Birleşmiş Milletler Toplantısında COP31 Şehirler ve Yerel Yönetimler Özel Elçisi seçildikten sonra Konya Belediyeciliğini dünyaya örnek olarak gösteren Konya Büyükşehir Belediye Başkanı ve Dünya Belediyeler Birliği (UCLG) Başkanı Sayın Uğur İbrahim Altay ve ekibinin dikkatine sunarım. Kalın sağlıcakla.