KONYA HABER
Konya
Açık
9°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,6277 %0.13
55,9496 %0.25
10.803,51 %0.13

BU FUTBOL BÖYLE GİTMEZ!

YAYINLAMA:

Sahada ruh, yönetimde güven, futbolda adalet gerekiyor.

Futbol sadece 22 kişinin bir topun peşinden koştuğu bir oyun değildir.

Futbol; milyonların heyecanıdır.

Çocuğun babasıyla ilk kez stada gitmesidir.

Mahallede arkadaşlarla yapılan maçtır.

Bir formayı yıllarca sırtında taşımaktır.

Bazen bir golle sevinmek, bazen son dakikada yıkılmaktır.

Ve en önemlisi…

Futbol, taraftarın adalet duygusuna dokunan bir meseledir.

Bugün Türk futbolunun en büyük problemi de tam burada başlıyor.

Çünkü taraftar artık sadece maç kaybetmeye kızmıyor.

Güven kaybına kızıyor.

MİLLİ TAKIMIN FORMASI AĞIRDIR

A Milli Takım sahaya çıktığında kulüp formaları bir kenara bırakılır.

Fenerbahçelisi, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı, Trabzonsporlusu aynı bayrağın arkasında buluşur.

Milli forma, herhangi bir kulüp formasından farklıdır.

O formanın üzerinde Türk bayrağı vardır.

Dolayısıyla taraftarın Milli Takım’dan beklentisi de farklıdır.

Sadece skor değildir beklenti.

Mücadele görmek ister.

Koşan futbolcu görmek ister.

Kaybetse bile formasını terleten oyuncu görmek ister.

Son düdüğe kadar savaşan bir takım görmek ister.

Bugün Milli Takım üzerinden yükselen “ruhsuzluk” eleştirilerinin temelinde de biraz bu beklenti yatıyor.

Taraftar, kötü futbolu zaman zaman affeder.

Ama mücadele etmemeyi kolay kolay affetmez.

Çünkü milli forma, yetenekten önce aidiyet ve sorumluluk ister.

TARAFTARIN SABRI TAŞIYOR

Türk futbolunda taraftarın tepkisi artık sadece tribünlerde yükselmiyor.

Sosyal medyada, televizyon programlarında, kahvehanelerde, evlerde…

Her yerde aynı soru soruluyor:

“Biz bu futbola neden güvenelim?”

İşte asıl tehlike budur.

Bir futbolsever takımının yenilmesini kabullenebilir.

Ama maçın sonucunun saha dışındaki tartışmalarla gölgelenmesinden yorulur.

Hakem tartışmalarından yorulur.

VAR tartışmalarından yorulur.

Kulüp yöneticilerinin birbirini suçlamasından yorulur.

Bahis iddialarından yorulur.

Federasyon tartışmalarından yorulur.

Ve nihayetinde futboldan soğumaya başlar.

HAKEM DOSYASI FUTBOLUN EN HASSAS NOKTASINA DOKUNDU

Son günlerde Türk futbolunu sarsan gelişmelerin başında hakemlik sistemiyle ilgili soruşturma geliyor.

29 Eylül’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen “Hakemler Dosyası” soruşturması kapsamında MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun da aralarında bulunduğu yedi kişi gözaltına alındı.

3 Ekim itibarıyla da gözaltına alınan 7 şüpheliden 5 inin tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildiği bildirildi.

Soruşturma kapsamında hakem klasmanlarının oluşturulması, görevlendirme, puanlama ve atama süreçleri ile kural sınavlarına müdahale edildiğine ilişkin iddiaların araştırıldığı açıklandı.

Burada çok önemli bir ayrıntının altını çizelim:

Soruşturma başka şeydir, kesinleşmiş suç başka şeydir.

Hukuk süreci tamamlanmadan hiç kimse hakkında kesin hüküm kurulamaz.

Ancak soruşturmanın kendisi bile Türk futbolunda güven meselesinin ne kadar büyüdüğünü göstermesi bakımından önemlidir.

Çünkü hakemin düdüğü tartışmaya açıldığında, futbolun kendisi tartışmaya açılır.

BİR HAKEMİN DÜDÜĞÜNE GÜVEN KALMAZSA…

Hakem hata yapabilir.

İnsan hata yapar.

Futbolun içerisinde hata vardır.

VAR sistemi bile her tartışmayı bitiremedi.

Ama taraftarın istediği şey kusursuz hakem değil.

Adil hakemdir.

Tarafsız olduğuna inanılan hakemdir.

Kimsenin takımına göre karar vermediğine inanılan hakemdir.

Atamaların liyakatle yapıldığına inanılan bir sistemdir.

Çünkü bir hakemin yanlış kararı bir maçı kaybettirebilir.

Fakat hakemlik sistemine duyulan güvenin kaybolması, bütün ligi kaybettirebilir.

İşte bu yüzden hakemlik sisteminde şeffaflık ve hesap verebilirlik artık bir tercih değil, zorunluluktur.

BAHİS GÖLGESİ FUTBOLUN ÜZERİNE ÇÖKÜYOR

Bir başka büyük mesele ise bahis.

Son dönemde Türk futbolunda bahis soruşturmaları kapsamında hakemler, futbolcular ve kulüp yöneticileriyle ilgili çok sayıda işlem yapıldı.

TFF de 1 Ekim’de 448 mevcut ve eski kulüp yöneticisinin bahis ihlalleri kapsamında tedbiren disiplin kuruluna sevk edildiğini açıkladı. Reuters’ın aktardığına göre bunların yaklaşık 171’i Süper Lig kulüpleriyle bağlantılı yöneticilerden oluşuyor.

Daha önce de çok sayıda hakem ve futbolcu hakkında bahis nedeniyle disiplin işlemleri uygulanmıştı.

Şimdi sormak gerekiyor:

Bir futbol yöneticisi bahis oynayabilir mi?

Hukuki ve sportif kurallar ne diyorsa ona bakılır.

Ama ahlaki açıdan futbolseverin sorusu çok daha basit:

“Ben bu yöneticinin yönettiği kulübe nasıl güveneceğim?”

Çünkü futbolun temel sermayesi paradır ama ondan da önce güvendir.

Bahis şüphesi dahi futbolun üzerine gölge düşürür.

FUTBOLU TEMİZLEMEK SADECE CEZA VERMEK DEĞİLDİR

Artık Türk futbolunun ciddi bir reforma ihtiyacı olduğu ortada.

Ama reform yalnızca birkaç kişiyi görevden almakla olmaz.

Sistem değişmeli.

Hakem atamaları daha şeffaf olmalı.

Hakem performans değerlendirmeleri kamuoyunun anlayabileceği ölçüde açık olmalı.

VAR uygulamasındaki standartlar güçlendirilmeli.

Bahis konusunda futbolun bütün paydaşları için net ve tavizsiz kurallar uygulanmalı.

Kulüp yöneticilerinden futbolcusuna, hakeminden menajerine kadar herkes aynı kurallara tabi olmalı.

Ve en önemlisi…

Futbolun üzerinde hiçbir kişi, kulüp veya güç odağı bulunmamalı.

BİZ FUTBOLU SEVİYORUZ

Çünkü biz bu oyunu gerçekten seviyoruz.

Tribünde bağırmayı…

Deplasman yolunda kilometrelerce yol gitmeyi…

Çocuğumuza tuttuğumuz takımı anlatmayı…

Bir gol olduğunda tanımadığımız insanlara sarılmayı…

Milli maçlarda hep birlikte İstiklal Marşı okumayı seviyoruz.

Bizim derdimiz futbolu bitirmek değil.

Tam tersine…

Futbolu yeniden ayağa kaldırmak.

Milli Takım sahaya çıktığında göğsümüz kabarsın istiyoruz.

Hakem düdük çaldığında “Acaba?” demek istemiyoruz.

Yöneticiler konuştuğunda “Bunun arkasında ne var?” diye düşünmek istemiyoruz.

Bir maç izlediğimizde yalnızca futbol konuşmak istiyoruz.

Skoru konuşalım.

Golleri konuşalım.

Taktikleri konuşalım.

Genç yetenekleri konuşalım.

Bahsi, şaibeyi, kavganın ve güvensizliğin gölgesini değil.

Türk futbolunun buna ihtiyacı var.

ARTIK TOPU SAHAYA KOYMA ZAMANI

Bu ülkenin futbol sevgisi çok büyük.

Tribünler hâlâ doluyor.

Çocuklar hâlâ futbolcu olmak istiyor.

Mahallelerde hâlâ top koşturuluyor.

Milli forma hâlâ milyonların kalbinde.

Demek ki umut hâlâ var.

Yeter ki futbolu yönetenler bu büyük sevginin kıymetini bilsin.

Yeter ki futbolcusu formasının hakkını versin.

Yeter ki hakem adaletten şaşmasın.

Yeter ki yönetici kendi çıkarını değil, kulübünün ve futbolun geleceğini düşünsün.

Yeter ki bahis gölgesi futbolun üzerinden kalksın.

Ve yeter ki taraftar yeniden şuna inanabilsin:

“Bu maç sahada kazanılacak.”

Çünkü Türk futbolunun ihtiyacı daha fazla kavga değil.

Daha fazla adalet.

Daha fazla şaibe değil.

Daha fazla güven.

Daha fazla ruhsuzluk değil.

Daha fazla mücadele.

Milli Takım için de, kulüplerimiz için de, Türk futbolunun geleceği için de dileğimiz budur.

Rabbim ay-yıldızlı formayı taşıyan bütün evlatlarımıza başarı, azim ve mücadele ruhu versin.

Türk futbolunu fitneden, şaibeden, haksızlıktan ve adaletsizlikten korusun.

Ve bir gün yeniden hep birlikte, gönül rahatlığıyla şunu söyleyelim:

“İşte bizim futbolumuz bu!”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız