YAŞAMAK İÇİN YAŞATACAKSIN
Yüce Allah, içinde bulunduğumuz kâinatı İnsan-hayvan-bitki gibi canlıların uyum içinde yaşaması için mükemmel bir güzellikte yaratmıştır. Yaratılan her canlının bu kâinatta bir rolü vardır. Onları koruma ve yaşatma görevi sadece yaratılanların en şereflisi konumundaki insana verilmiştir.
Biliyoruz ki; Yüce Allah kâinattaki tüm canlıları kulları için yaratmış. Kullarına emanet etmiştir. Emanete sahip çıkmak biz inananların hem yasal hem de kulluk görevidir.
Hz. Peygamberimiz (s.a.v), yalnız insanlara değil diğer canlılara da şefkat gösterilmesini, korunmasını, onlara karşı merhametli davranılmasını belirtmiştir. “Merhamet edenlere rahman merhamet eder, yeryüzündekilere merhamet ediniz. Semadakiler de (melekler) size merhamet eder” demektedir.
Evrende var olan bu kusursuz düzende her şeyin hassas bir nizam ve ahenk içinde var edildiği; Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerimde pek çok ayette ifade edilmektedir.
Netice itibarıyla kâinat, insan ve diğer canlıların hayatları boyunca birlikte yaşadığı bir yerdir. İnsanlar hayatlarını sürdürürken hayvan ve bitkilerle devamlı bir ilişki içindedir. Üstelik yaratılan her canlı bir sebep üzerine dünyaya gelmiştir. Bu kapsamda bizim “Bu niye böyle olmuş, niye yaratılmış?” deme hakkımız olmadığı gibi onları öldürmeye de hakkımız yoktur.
Yaratılan hiçbir şeyin boş yere yaratılmadığını ve kimsenin her şeye karar veremeyeceğini anlatan ünlü halk kıssası olan “B.k böceğinin hikâyesini” hatırlatmak isterim:
Adamın biri bir gün bahçesinde otururken yerde bir hayvan dışkısını top yapıp yuvarlayarak götürmeye çalışan bir b.k böceği görür. Böceğin yaptığı bu işi ve halini biraz küçümser.
“Ey Allah’ım, her şeyi çok güzel, çok hoş yarattın da; şu böceği sırf pislikle uğraşsın, b.k yuvarlasın diye mi yarattın?”
Bir zaman sonra adam fena bir hastalığa yakalanmış, derdine uzun süre çare bulamamış. En sonunda bilge bir adam ' Bahçelerde b.k yuvarlayan böcekler olur, onun yuvarladığı o b.k yumaklarından kırk gün yemen lazım ancak öyle geçer bu illet' demiş.
Adam da bulmuş o böceği ve onun yaptığı b.k yumaklarından kırk gün boyunca yemiş ve iyileşmiş.
Antik Mısır mitolojisinde yeniden doğuşu, dirilişi, yaratılışı ve güneşin hareketini temsil eden B.k böceği (skarabe) hikâyesinden ibret almamız ve yaratılan hiçbir canlıyı sorgulamamamız gerekir. Bize düşen görev; vardır bir hikmeti deyip susmak ve onu yaşatmak için çalışmaktır. Kim bilir belki bir gün ihtiyaç duyabiliriz.
Türk toplumunda hayvan sevgisi ve hayvanların korunması ile yeşil alanların çoğaltılması ve korunması bilinci çok eski tarihlere dayanmaktadır. Selçuklu ve Osmanlı Devletleri döneminde özellikle toplumsal dokunun bir parçası olarak kabul edilen sahipsiz hayvanların beslenmeleri için, ormanların korunması için vakıflar, hastaneler, yaşlı bakım çiftlikleri kurulmuş, hayvanları korumaya yönelik kanunlar, fermanlar düzenlenmiş, yaratılan tüm canlıların yaşatılmasına özen gösterilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet döneminde yayımlanan çevre nizamnameleri, vakfiyeleri ile İstanbul'un fethinden sonraki uygulamaları hem hayvan hakları ve refahının korunmasında hem de orman alanlarının yaşatılmasında önemli bir gelenek oluşturmuştur.
Yüzyıllar önce atalarımızın yaptığı gibi biz inanan kullarına düşen görev; Yaşamak için onları korumak ve yaşatmak olmalıdır. Kalın sağlıcakla.