Dijital Çağın Şaklabanları
Öyle bir çağa girdik ki bir bilginin ya da görüntünün yayılması artık sadece saniyeleri alıyor. Bir zamanlar yetenek, emek ve birikim gerektiren tanınırlık; şimdi hiçbir amaç ve emek barındırmayan dijital sirk alanında yıldırım hızıyla yayılabiliyor. Sıradan biri bir gecede şöhret basamaklarını tırmanırken, "ünlü" dediğimiz bir başkası tek bir skandalla yerin dibine batabiliyor. İnsanların her şeyi göz açıp kapayıncaya kadar tükettiği bu dönemde, ne yazık ki insan unsuru da aynı hızla harcanıyor. Reels’ler kaydırılıyor, beyinler uyuşuyor.
Yedisinden yetmişine herkesin sosyal medyada olduğu bu tablo, dijital alanın devasa bir kirliliğe teslim olmasına zemin hazırlıyor. Sosyal medya okuryazarlığından yoksun milyonlar, adeta birbirleriyle kıyasıya bir yarışın içine giriyor. "İçerik üreticisi" adı altında saçma ve aptalca videolar çekenler, birbirinden alakasız görüntüleri montajlayanlar, dublaj yapanlar, güya toplum analizi yapıp insan davranışlarını taklit ederek soytarılık taslayanlar, halkı yanıltıcı bilgileri fütursuzca yayanlar ve burayı bir ticarethaneye çevirip insanları kandıranlar… Saymakla bitmiyor.
Eskiden hayvanların zorla oynatıldığı sirkler vardı; şimdi o sahneleri dijital ortamda izliyoruz. Bir zamanlar sarayda padişahı güldüren soytarıları da artık sanal alemde görüyoruz. Kendi onurunu ya da yakınlarının durumunu hiçe sayarak rezil videolar çekenler, kibrini ekrana taşıyanlar, her konunun uzmanı kesilen "herbokologlar", gittiği her mekanı çekip kendince içerik ürettiğini sanan tuhaf tipler… Sayıları ve garip meziyetleri o kadar çok ki buraya sığdırmak imkansız.
Ancak hepsinin buluştuğu ortak bir gaye var: "Tıklanma" ve "Beğeni". Her türlü saçmalığı, abartıyı ve nitelik kaybını meşrulaştıran bu kitle, algoritmanın şöhret ettiği birer zavallıdan ibaret. Dijital dünyanın sunduğu bu sahte şöhret, izlenme ve tıklanma oranları öyle gurur okşuyor ki, kendilerini sanal bir boşluğun derinliklerinde kaybettiklerini fark edemiyorlar.
Madalyonun diğer yüzünde ise bu niteliksiz içerikleri hevesle tüketen kitleler duruyor. Onların sunduğu her bir etkileşim hem algoritmayı besliyor hem de bu sözde içerik üreticilerinin daha da vampirleşmesine zemin hazırlıyor. Bilinçsizce kaydırılan her video hem bireysel zihnimize hem de toplumsal dokumuza zarar veriyor.
Şu an hep birlikte devasa bir dijital çöplük inşa ediyoruz. Ve en tehlikelisi; bu çöplüğün kokusu, gerçek hayatımıza her geçen gün daha fazla sinecek. Geleceğimizin ellerimizin arasından kayıp gidişine seyirci kalırken, birileri de bu yozlaşmanın üzerinden kendi amaçlarına ulaşmış olacak.