Sen Tanrı mısın-Son
İnsan ne kadar da hevesli ateşe girmeye... Sahip olmaya çalıştığı mal da makam da ünvan ya da şöhret de onun için esasen hesabı verilesi ateşten bir gömlek zira... Bu gömleği giymek için atmadığı takla, söylemediği yalan, girmediği kılık, yapmadığı cambazlık, kırmadığı kalp, incitmediği gönül ve esnetmediği kemiği kalmıyor. Talip olmak başlı başına bir sorunken, ‘üzerinize vazife’ olduğunda bile uykularınızın kaçması gerekir oysa... Bu yüzden talip olmak bir yana, belki de üzerinize vazife olmadığı için Allah'a şükretmelisiniz.
Kim ki Allah'ın bir hükmünü işitip imanı artmıyor, tam tersine morali bozuluyor, yüzünü öbür tarafa çeviriyor, Allah’ın hükmüne başka anlamlar vermeye çalışıyor, 'şimdi de sırası mıydı canım' psikolojisi yaşıyor, 'sonra sonra' deyip; ‘sonra'nın ('sevfe'nin) şeytanın silahlarından bir silah olduğunun farkında bile olamıyorsa ya da farkında olsa bile, 'rahatının bozulacağı', 'hayat planının değişeceği’ gibi ihtimallerden endişe duyuyor, aslında görebildiği şeyi vehim-inanç zaafiyeti gibi kaygılarla görmezlikten-duymazlıktan geliyor, kendisine hatırlatılan rahmani gerçeği, güç-otorite ve yetki sahipleri ile kötü olmamak, tepkilerini çekmemek, beklentilerinin dumura uğramaması gibi gerekçelerle susmayı tercih ediyor, yalan olduğunu bildiği bir şeye 'sessiz kalarak' destek veriyorsa... Vay onun haline... (Bunların her biri ve daha fazlası gözlemle sabittir).
Bir kişi Allahtan bihakkın korkarsa, başka korku bilmez tanımaz. Yok eğer Allah'tan başka ne varsa ve korkusu o ise, Bilge Kralın bildirdiği gibi, Allah'ın içine saldığı korkudan adeta güç sahiplerine ibadet eder. Menfaatinin gerektirdiği hiçbir şeye hayır diyemez. Şuurunda olsa eğer, korkulacak tek güç O’dur. En önemlisi tevhid ve en tehlikelisi boğazımıza kadar battığımız korkularımızdır. Her şey dört işlem beş duyu ile açıklanabilseydi, kutsal kaynaklara da itibar etmek gerekmezdi. Hiçbir şey, ama hiçbir şey ‘O’na rağmen ya da ondan ayrı değildir. Ayrı düşünmek Allah’tan başka güç ve kudrete (otoriteye) boyun eğmektir.
Günümüz insanı bu konuda (tanrılık iddiası) fevkalade iddialı… Nitekim İbrahim (AS) (Nemrut’a) '....şüphesiz Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir' dediğinde İbrahim AS, karşısındaki cevap verememişti. Şimdikiler olsa cevap verirler dersem haddi aşmış olmam inşaallah... Zira en büyük intihan peygamberlerin… Nitekim ‘tanrı’ inancı o dönemde bunu sınırlandırıyordu. Zira geçmiş dönemlerde öyle-böyle bir ‘tanrı’ inancı vardı. Şimdikiler bu konuda çok rahatlar… Zira ateizm başta olmak üzere; ‘tanrıya’ karşı duruş son birkaç yüzyılın ürünü…
Bugün ateistler adeta ilahlaştırılan pozitif bilimin zaman içerisinde her şeye cevap vereceğine, dolayısıyla ‘din’lerin şimdilik verilemeyen cevaplardan doğan boşluktan istifade ederek insanları sömürdüğünü iddia ediyor. Daha açıkçası geçmiş putperestler gözüyle gördüklerine tapıyorken, şimdilerde tapınılan şey, öyle iddiaları olmasa da, akılla görülen şeydir. Oysa insan aklı çok sınırlıdır ve bir süre sonra ilkel zamandaki ‘helva’ metaforu burada da karşımıza çıkabilir. Zira bilim zaman içerisinde geçmişteki kabullerinin tersini insanın önüne koyabilmektedir (https://www.akademikakil.com/trajik-bir-basari-nobel-odullu-ddt/muratelli/)
Konu tevhid olduğunda halimlik-selimlik bir tarafadır. Zira mü’minler kendi aralarında halim-selimken, tevhide karşı çıkanlara karşı her türlü mücadelenin içerisindedir. Efendimiz; ‘bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz’ sözüyle gösterdiği kararlılığı bu mücadele esnasında göstermiştir. Vesselam…