Bu topraklardaki kültürümüzün mirasını ne kadar keşfetsek de şaşırtıcı mimari tasarımlarıyla ve yerleşim planları, kullandıkları eşyalar vb. gündelik yaşama dair izler günümüzde dahi hâlâ bir çok anlamda sır olmaya devam ediyor.
Bu gizemli yapılar ve bulunduğu bölgeler şöyle:
- Çatalhöyük Neolitik Kenti – Konya
- Aspendos Antik Kenti – Antalya
- Göbeklitepe – Şanlıurfa
- Kapadokya – Nevşehir
- Nemrut Dağı – Adıyaman
- Sümela Manastırı – Trabzon
- Aspendos Antik Kenti – Antalya
ASPENDOS
Bilindiği gibi Aspendos, Akdeniz’in günümüze kadar en iyi şekilde korunmuş antik tiyatrosu ile bilinse de zamanında bölgenin yoğun ve hareketli ticaret merkezlerinden biriydi. Perslerden Roma İmparatorluğu’na ve Selçuklulara kadar birçok farklı medeniyetin yönetimine giren bölgede, 2008 yılından beri yapılan kazı çalışmaları Aspendos’ta bilinenin çok ötesinde bir tarih olduğunu ortaya çıkardı. Su kemerleri, meclis binası gibi gelişmiş sosyal hayatın izlerini taşıyan arkeolojik kalıntılar ve Akdeniz’deki kazıların çoğunda gümüş Aspendos sikkelerine rastlanması, dönem halklarının kültürel olduğu kadar ekonomik olarak da ileride olduğunu gösteriyor. Aralıksız devam eden yoğun kazı çalışmalarının ve dokümantasyon işlemlerinin ortaya çıkaracağı sonuçlar büyük merak konusu.
Sümela Manastırı – Trabzon
Kutsal bir yer aynı zamanda… Meryem Ana Manastırı olarak da bilinen Sümela Manastırı, rivayete göre Hz. İsa’yı ve Hz. Meryem’i rüyasında gören iki rahibin karşılaşmalarıyla temelini attıkları bir ibadethane. MS. 365-395 yılları arasında inşa edilen yapısı, önce kilise olarak tasarlanmış. Daha sonra öğrenci odaları, şapeller, freskler, su kemeri, mutfak ve kütüphane eklenerek bir kilise kompleksi haline getirilmiş. Kayalık bir dağ yamacına kurulmuş olan manastırın, bulunduğu vadiden yüksekliği ise yaklaşık 300 metre kadar.
Özellikle Hristiyanlık tarihinin en eski ibadet ve hac merkezilerinden biri olan Sümela Manastırı’na, Roma Krallarından Fatih Sultan Mehmet’e kadar zamanın hükümdarları hayranlık duyuyordu. Bu nedenle yapılan bağışlarla, manastırda henüz keşfedilmemiş büyük bir hazine olduğu düşünülüyor.
Nemrut Dağı – Adıyaman
Bölgede bugün de kazılor yoğun bçimde sürüyor.
Bu çerçevede 2150 metre yüksekliğe sahip olan Nemrut Dağı, insan eliyle yapılmış tarihi bir eser olmasının dışında hem doğal anıt hem de volkanik bir dağ. Arkeolojik çalışmaların sonucuna göre, bölgeye hükmeden Komogene İmparatorluğu’nun kralı, Doğu ve Batı kültürlerini birleştirerek yeni bir din ortaya çıkarmak ve ölümsüzlüğe kavuşmak istiyor. Bu nedenle MÖ 1. yüzyılda dağın zirvesindeki alana, boyu 10 metreyi geçen heykellerle ve kitabelerle bir anıt mezar inşa ettiriyor.
Tarihi ve gizemi çok eskilere dayanıyor… Pers ve Yunan tanrılarının tasviri ola bu devasa heykellerin o zamanın teknolojisiyle dağın en tepesine nasıl çıkarıldığı ise hâlâ çözülememiş sorular arasında. Ayrıca ibadet merkezinin içinde olduğu bilinen kral mezarlığına ve yeraltı tünellerinin birçoğuna henüz ulaşılamadı. Nemrut Dağı’nın Türkiye’de tekrar hareket geçme ihtimali en yüksek olan volkanik dağlardan biri olduğunu da hatırlatalım.
Kapadokya – Nevşehir
Ne kadar zamanda oluştuğu kesin olarak bilinmiyor. Çoğu zaman insan apısı olduğu da ifade ediliyor… Peri bacalarıyla ünlü Kapadokya, dünyada eşine rastlanmayan bir sistemle ve incelikle dizayn edilmiş yeraltı kentlerinden oluşuyor. En az 10.000 yıllık olduğu düşünülen yeraltı kentleri, kayaların oyulmasıyla inşa edilen kat kat odalardan, tünellerden, geçitlerden ve havalandırma borularından meydana geliyor. Kapadokya’nın ismine Hitit ve Pers gibi farklı medeniyetlerin kaynaklarında rastlamak mümkün. Ancak arkeolojik bir başyapıt olan bu mağaralar sistemini kuran ilk halkın kimler olduğu konusu, hâlâ gizemini koruyor.
Göbeklitepe – Şanlıurfa
Dünya onu farketti ama gizemi keşfedilemedi… 2018 yılında Unesco Miraslar Listesi’ne giren Göbeklitepe, 12.000 yıllık geçmiş kalıntılarıyla ve anıtsal mimarisiyle dünyanın gözünü merakla diktiği bir yer. Tarihi izleri, Mısır piramitlerinin yapımından bile önceki yıllara dayanıyor. Ana yapısı, her biri 10 ton ağırlığında ve yaklaşık 7 metre boyunda olan stilize edilmiş dikilitaşlardan oluşuyor.
Tarihin en eski ibadet merkezi olduğu düşünülen Göbeklitepe’de son zamanlarda yapılan kazı çalışmaları, aynı bölgede antik bir yerleşim yeri olma ihtimalini de ortaya çıkardı. Ancak bugüne kadar tüm dünyada yapılan arkeolojik araştırmalara göre, o tarihlerde insanlar henüz yerleşik yaşam koşullarında yaşamıyordu. Bu nedenle, Göbeklitepe çoğu yerde ‘tarihin sıfır noktası’olarak da anılıyor.
Çatalhöyük Neolitik Kenti – Konya
İnsanlık tarihi adeta o bulunduğuda yeniden yazıdı… 1958 tarihinde keşfedilen Çatalhöyük, dünya üzerindeki en eski ve kalabalık yerleşim yerlerinden biri. Duvar resimleri, seramik objeler, rölyefler gibi yerleşik yaşama dair ilk kalıntıların rastlandığı bölgenin tarihi, Neolitik Çağ’a kadar uzanıyor. 2012 yılında Unesco Miras Listesi’ne alınan yerleşim yeri, aynı zamanda dünyadaki ilk şehirleşme yapılarının görüldüğü bölgede bulunuyor. Şimdiye kadar yapılan kazı çalışmalarında bir yöneticiyi temsil eden herhangi bir anıtsal yapıya rastlanmadığı için Çatalhöyük’te yaşayan insanların eşitlikçi bir yapıda yönetildiği düşünülüyor. Devam eden araştırmaların aydınlatacağı konular, günümüzün toplumsal sorunlarına ışık tutacak kadar önemli.