Etkinlik Pandemisi
Son zamanlarda adeta bir "etkinlik pandemisi" yaşıyoruz. Belediyeler, vakıflar, dernekler durmaksızın programlar düzenliyor; neredeyse sokak aralarında bile bir aktiviteye rastlamak mümkün. Açıkçası ben de bu etkinliklere katılmayı bir vazife edinenlerdenim. Söyleşiler, konserler, ruhuma hitap eden ne varsa kaçırmamaya gayret ediyorum. Fakat son zamanlarda şunu fark ettim: Bu durum artık başka bir boyuta evrildi ve bir tüketim aracına dönüştü. Hızlı akıp giden bu koşturmaca, insanda sürekli bir "dürtülme" ve en önemlisi de bir "eksik kalma" hissi bırakıyor bence.
Gülhane Parkı Nostaljisi ve Popülerleşen Kültür
Çocukluk yıllarımda bu tür programlar genellikle Gülhane Parkı’nda düzenlenirdi; özellikle de unutulmaz halk konserleri... Tanınmış sanatçıları canlı izlemek, seslerini yakından duymak ancak Gülhane konserlerinde mümkün olurdu. Şimdi ise şehrin her köşesinde popüler bir simaya, her sokakta benzer bir kalabalığa rastlamak mümkün. Neredeyse her yerde karşımıza çıkan bu bol alternatifli ve popüler kültür bombardımanı, yukarıda bahsettiğim o "tüketim" ve "eksik kalma" hissini ne yazık ki daha da derinleştiriyor.
Etkinlik Ekonomisi ve Vicdani Boyutu
Tabii ki işin bir de göz ardı edilemeyecek ekonomik boyutu var. En temel ihtiyacı olan beslenmesini bile karşılamakta zorlanan bir insana sanattan, kültürden ya da bu etkinliklerden bahsedemezsiniz. Bugün bu kadar yoğun ve mükerrer etkinliklere ayrılan bütçelerle nice ailenin sofrası kurulabilir, nice çocuğun eğitim hayatına destek olunabilir. Kültürel faaliyetlerin önemi yadsınamaz elbette; ancak bu devasa bütçelerin ve popüler koşturmacanın arka planındaki sosyal gerçeklik, yaşadığımız çelişkiyi çok daha acı bir şekilde yüzümüze çarpıyor.
Kültürün Tüketilişi ve Zihinsel Yorgunluk
Tüketim perspektifinden bakacak olursak, insanoğlu her şeyi tükettiği gibi kültür ve sanatı da hızla tüketiyor. Popüler olan her isim aniden parlıyor, ardından hızla trendini kaybederek ivedilikle yerini bir başkasına bırakıyor. Hayatımızın her alanını kuşatan tavsiyeler, bitmek bilmeyen bilimsel bilgiler, anlık akışlar...
Gülhane Parkı’nın nostaljik sadeliğinden uzaklaşıp her köşe başının bir eğlence sahnesine dönüştüğü bu düzende; temel insani gerçeklikleri ıskalayan devasa bütçelerle ruhumuzun beslenemediğini görüyoruz. Açıkçası ben, maruz kaldığımız bu kadar yoğun uyaranın ve bitmek bilmeyen "eksik kalma" dürtülmesinin sonucunda derin bir mutsuzluk hissettiğimi düşünüyorum. Hızlı tüketilen her şey gibi, ruhumuz da bu kalabalığın ortasında yoruluyor.