BİR ŞEHRİN KALBİ SEHER VAKTİNDE ATAR: AZİZİYE CAMİİ’NDE GÖNÜLLER BULUŞTU
Konya’nın tarihi sokaklarında, Mevlana Hazretlerinin manevi ikliminde, henüz gün doğmadan yükselen tekbirler, Kur’an tilavetleri, tesbihatlar, zikirler ve dualar… Aziziye Camii’nde yaşanan sabah buluşması, bize bir kez daha gösterdi ki Konya yalnızca taşından, toprağından, tarihî yapılarından ibaret değil. Bu şehir, asıl güzelliğini gönüllerinde taşıdığı maneviyattan alıyor.
“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d Suresi, 28)
Bazı sabahlar vardır, insanın ömrüne iz bırakır. Bazı buluşmalar vardır, insanı kalabalıkların arasında değil, Rabbine yakınlığın huzurunda hissettirir. Bazı mekânlar vardır ki kapısından içeri adım attığınızda tarihin, maneviyatın ve gönül ikliminin sizi sarıp sarmaladığını hissedersiniz.
İşte geçtiğimiz pazar sabahı Konya Aziziye Camii’nde yaşadığımız atmosfer tam da böyleydi.
Saat 05.00… Henüz şehir uykudayken, Konya’nın kalbinde bir başka hayat başlıyor. Teheccüt namazı için camiye gelen insanlar, gecenin sessizliğini secdeleriyle, dualarıyla ve zikirleriyle anlamlandırıyor.
Ben de bu güzel buluşmaya katıldım. Açıkçası karşılaştığım manzara beni hem duygulandırdı hem de umutlandırdı. Küçük sayılabilecek caminin içi tıklım tıklım doluydu. Kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı… Yediden yetmişe her yaştan insan aynı safta, aynı kıbleye yönelmişti.
Erken gitmeme rağmen caminin içinde yer bulamadım. Namazımı dışarıda, hasırın üzerinde kıldım. Ama hiç önemli değildi. Hatta insanın gönlünden şu söz geçiyor:
Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerine atfedilen o güzel anlayışla; varsın yerimiz caminin pabuçluğu olsun. Yeter ki gönlümüz camide, alnımız secdede, kalbimiz Rabbimizin zikrinde olsun.
Çünkü mesele nerede durduğumuz değil, hangi niyetle orada bulunduğumuzdur.
KONYA’NIN TAŞINDA TARİH, GÖNLÜNDE MANEVİYAT VAR
Geçtiğimiz köşe yazımızda Konya’nın yalnızca tarihî yapılardan, taş binalardan, sokaklardan ve meydanlardan ibaret olmadığını; bu şehrin asıl kimliğinin mana, irfan ve maneviyatla yoğrulduğunu ifade etmiştik.
Konya’yı Konya yapan biraz da budur.
Bir yanında Mevlana Hazretlerinin asırlardır insanlığa seslenen gönül çağrısı, diğer yanında Hz. Şems’in izleri, Hacıveyiszade’nin (ra) irfanı, camilerinde yankılanan ezanlar ve seher vakitlerinde ellerini semaya açan insanların duası…
Bu şehirde bazen bir sokaktan geçerken, bazen tarihî bir caminin kapısından içeri girerken, bazen de bir sabah namazında saf tutarken tarihle ve maneviyatla karşı karşıya gelirsiniz.
Aziziye Camii de işte bu ruhun en güzel şahitlerinden biridir.
Konya’nın tarihî Bedesten Çarşısı civarında, Mevlana Hazretlerinin manevi iklimine yakın bir noktada yükselen Aziziye Camii, yalnızca bir ibadethane değil, şehrin hafızasında önemli bir yere sahip tarihî bir eserdir.
Caminin geçmişi 17. yüzyıla kadar uzanıyor. İlk olarak 1671-1676 yılları arasında yaptırılan cami, 1867’de çıkan yangında zarar görünce Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan’ın maddi desteğiyle yeniden inşa edilmiş. 1872 yılında yapımına başlanan bugünkü cami 1874 yılında tamamlanmış.
Son dönem Osmanlı mimarisinin dikkat çekici örneklerinden olan Aziziye Camii, Türk Baroku üslubuyla, kesme taş mimarisiyle, çifte minareleriyle ve kapılarından daha büyük pencereleriyle Konya’nın kendine has tarihî güzelliklerinden biri.
Ancak Aziziye Camii’ni asıl özel kılan, elbette yalnızca mimarisi değil. Duvarları arasında biriken dualar, secdelerde yaşanan gözyaşları, asırlardır devam eden ibadet hayatı ve bugün de aynı heyecanla dolup taşan cemaatidir.
BİR CAMİ, BİR MÜFTÜ VE GÖNÜLLERE DOKUNAN BİR SABAH
Saat 05.00’te teheccüt namazıyla başlayan program, Konya’nın yeni İl Müftüsü Celal Büyük Hocamızın gençler üzerine gerçekleştirdiği sohbet ve vaazla devam etti.
Gençlerin camilerle, Kur’an’la, ahlakla ve maneviyatla buluşmasının önemine dikkat çeken bu sohbet, programın en anlamlı bölümlerindendi.
Celal Büyük Hoca’nın gençlere yönelik mesajlarını, camilerin yalnızca namaz kılınan mekânlar değil, aynı zamanda birer eğitim, irfan ve gönül mektebi olduğu anlayışıyla değerlendirmek gerekiyor.
1992 yılında imam-hatip olarak meslek hayatına başlayan, ilçe müftülükleri ve il müftülükleri görevlerinde bulunan, din eğitimi alanında akademik çalışmalarını da sürdüren Celal Büyük’ün Konya’ya gelişiyle birlikte bu tür toplumla buluşan, özellikle gençleri merkeze alan faaliyetlerin artmasını temenni ediyorum.
Kendisini bu ilk buluşmalardan biri vesilesiyle tebrik ediyorum. Konya gibi manevi mirası büyük bir şehirde görev yapmak elbette önemli bir sorumluluk. Ancak bu sorumluluğu gençlere, çocuklara, ailelere ve toplumun her kesimine dokunan hizmetlerle taçlandırmak çok daha kıymetli.
Pazar sabahı Aziziye Camii’nde gördüğümüz tablo, bu anlamda umut vericiydi.
AZİZİYE’NİN SESİ, SEDASI, EDASI…
Bir camiyi cami yapan yalnızca kubbesi, minaresi ve mimarisi değildir. Orada görev yapan insanların gayreti, Kur’an okuyuşları, ezanları, tesbihatları ve cemaatle kurdukları gönül bağı da o mekânın ruhunu oluşturur.
Aziziye Camii’nde bu güzelliği fazlasıyla hissettim.
Özellikle Sultan Selim Camii’nin uzunca bir süre tadilatta kalacak olması nedeniyle, orada görev yapan iki imam ve iki müezzinin geçici olarak Aziziye Camii’nde görev yapmaları da bu güzel atmosferin ayrı bir parçası.
İmamlarımız Fatih İş ve Ali Kıyak, müezzinlerimiz Hakan Tosun ve Muhammed Bahaeddin Atabey…
Kendilerini tanıyan, okuyuşlarını bilen ve dinlemekten büyük keyif alan biri olarak haklarını teslim etmek istiyorum.
Maşallah, her birinin ayrı bir sesi, ayrı bir edası, ayrı bir okuyuş güzelliği var.
Her biri; Kur’an-ı Kerim tilavetleri, ilahileri, kasideleri ve zikirleriyle Aziziye Camii’ni adeta inletiyorlar. İnsanın ruhuna dokunan, gönlünü dinlendiren, secdeye ve duaya daha bir iştiyakla yönelten bir ahenk ortaya çıkıyor.
Bazen bir Kur’an okuyuşu insanın bütün yorgunluğunu alır. Bazen bir ilahi, yıllardır kapalı duran bir gönül kapısını aralar. Bazen de bir müezzinin sesindeki samimiyet, insana camide olmanın huzurunu yeniden hatırlatır.
İşte bu kıymetli hocalarımızın okuyuşlarında ben bu güzelliği görüyorum.
Fatih İş, Ali Kıyak, Hakan Tosun ve Muhammed Bahaeddin Atabey hocalarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Aziziye Camii’nin isimlerini bilmediğim, fakat son derece iştiyaklı, kendi mevcut kıymetli din görevlilerine ve bu güzel atmosferin oluşmasında emeği bulunan herkese de gönülden şükranlarımı sunuyorum.
Rabbim seslerine, nefeslerine, ilimlerine ve hizmetlerine bereket versin. Kur’an’ı, ilahiyi, zikri ve duayı hayatımızdan eksik etmesin.
SEHER VAKTİNDE BİR BAŞKA GÜZELDİR DUA
Teheccüt namazının ardından sabah namazı kılındı. Günün ilk ışıklarıyla birlikte zikir, tesbihat, Kur’an tilaveti ve dualarla program devam etti.
O anlarda insanın aklına gecenin son bölümünde yapılan duaların kıymeti geliyor.
Seher vakti, insanın Rabbiyle baş başa kaldığı, dünya telaşının sustuğu, gönüllerin yumuşadığı, ellerin semaya daha içten açıldığı müstesna bir zaman dilimi.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hadislerinde de gecenin son bölümünde dua ve istiğfarın faziletine dikkat çekiliyor.
Bir düşünün…
Şehir henüz uyanmamış. Sokaklar sessiz. İnsanların büyük bölümü yataklarında. Ama bir caminin içerisinde onlarca, yüzlerce insan Rabbine yönelmiş. Kimisi ailesi için, kimisi evlatları için, kimisi memleketi için, kimisi de bütün İslam âlemi için dua ediyor.
İşte asıl zenginlik budur.
Programın sonunda cemaate çorba ikram edilmesi de bu güzel buluşmaya ayrı bir sıcaklık kattı. Namazın ardından aynı sofranın etrafında buluşmak, kardeşlik ve paylaşma duygusunu pekiştirmek ne güzel.
GELİN, PAZAR SABAHI AZİZİYE’DE BULUŞALIM
Buradan bütün Konyalı hemşehrilerime, gençlere, ailelere, çocuklarını manevi bir atmosferle tanıştırmak isteyen anne babalara açık bir çağrım var.
Bir pazar sabahınızı bu güzel buluşmaya ayırın.
Alarmınızı biraz erkene kurun. Sıcak yatağınızdan kalkın. Çocuklarınızla, eşinizle, dostunuzla Aziziye Camii’nin yolunu tutun.
Teheccüt namazıyla başlayın, Kur’an’ın sesine kulak verin, ilahilerle gönlünüzü dinlendirin, sabah namazında saf tutun, dualara eşlik edin.
İnanın, insan bazen bir sabahını değiştirerek bütün haftasının ruhunu değiştirebilir.
Üstelik orada yalnızca namaz kılmıyorsunuz; güzel insanlarla tanışıyor, kardeşlik duygusunu yaşıyor, çocukların camiye alışmasına, gençlerin manevi değerlerle buluşmasına şahitlik ediyorsunuz.
Bir de şunu söylemek isterim: Camide yer bulamayıp dışarıda namaz kılmak bir eksiklik değil, aksine böyle bir ilginin ve heyecanın göstergesidir. Keşke bütün camilerimizde bu manzaraları daha sık görebilsek.
Dilerim bu programlar artarak devam eder. Emeği geçenlerin sayısı çoğalır. Konya’nın her mahallesinde, her camisinde benzer buluşmalar düzenlenir. Gençlerimiz camilerle daha fazla buluşur, çocuklarımız Kur’an sesleriyle büyür.
Bu güzel hizmetlere vesile olan Konya İl Müftülüğümüze, İl Müftümüz Celal Büyük’e, Aziziye Camii görevlilerine ve ismini saydığım kıymetli hocalarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum.
Rabbim emeklerini zayi etmesin. Bu hizmetlerin devamını, bereketini ve daha geniş kitlelere ulaşmasını nasip eylesin.
EZ CÜMLE: HUZUR ŞEHRİ KONYA…
Konya’yı anlatmak için bazen sayfalar dolusu yazmaya gerek yok.
Bir sabah Aziziye Camii’ne uğrayın yeter.
Bir kubbenin altında yükselen Kur’an sesini dinleyin. Bir gencin secdeye kapanışını, bir çocuğun babasının yanında saf tutuşunu, yaşlı bir amcanın ellerini semaya açışını görün.
O zaman anlarsınız bu şehrin neden farklı olduğunu.
Mevlana Hazretlerinin civarında, tarihî çarşının kalbinde, Aziziye Camii’nin manevi ikliminde insan bir kez daha anlıyor ki Konya’nın güzelliği yalnızca görüneninde değil, hissedilenindedir.
Huzur şehri Konya…
Maneviyatla dolu Aziziye Camii…
Gönüllerin buluştuğu, duaların semaya yükseldiği, seherin bereketiyle aydınlanan bir şehir…
Rabbim bu güzel şehrin minarelerinden ezanı, camilerinden Kur’an’ı, gönüllerinden imanı eksik etmesin.
Bütün hayırlı hizmetlerin, güzel buluşmaların ve gönül insanlarının sayısını artırsın.
Âmin.