ARKA-TAŞ
Bu hafta Ulusal Arkadaşlık Haftasıymış.
Takvimde bir haftaya sıkıştırılmış ama ömre yayılması gereken bir kelime: Arkadaş.
Eski Türklerde bir rivayet anlatılır. Cengaver savaşırken sırtını bir ağaca, bir kayaya, bir taşa verirmiş. Neden? Arkadan gelecek darbeyi görsün, kollasın diye. Bozkırda sırtını dayayacağın en sağlam şey taştır. O taş yıkılmaz, satmaz, kaçmaz.
O yüzden o taşın adı zamanla ARKA-TAŞ olmuş. Sonra dile yerleşmiş, ARKADAŞ olmuş.
Doğru mudur, efsane midir bilinmez. Ama anlamı bugün bile sapasağlam ayakta: Arkadaş, sırtını döndüğünde seni vurmayacak olandır.
Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşırlar.
Aşk, kendinden emin sorar:
- Ben senden daha samimi, daha cana yakınım. Sen niye varsın ki bu dünyada?
Arkadaşlık gülümser ve cevap verir:
- Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek için...
Ne kadar doğru değil mi?
Kavgayı bir yaprağın üstüne yazmak isterdim...
Sonbahar gelsin, yaprak kurusun, dökülsün diye.
Öfkeyi bir bulutun üzerine yazmak isterdim...
Yağmur yağsın, bulut yok olsun diye.
Nefreti karların üzerine yazmak isterdim...
Güneş açsın, karlar erisin diye.
Ama dostluğu ve sevgiyi...
Yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim.
Onlarla birlikte büyüsün, bütün dünyayı sarsın diye.
Böyle bir metafor akışı bütün olumsuzluklarımıza nispet olsun.
Bu hafta bir bahaneniz var. Ulusal Arkadaşlık Haftası.
Sırtınızı dayadığınız o taşlara bir ses verin. "İyi ki varsın" demek için takvim beklemeye gerek yok ama bu hafta tam zamanı.
Sonsuza dek arkadaş kalmanız dileğiyle...
İyi ki varsınız.