Bağ bahçe işleriybe uğraşmak insanı sağlığına iyi geliyor.
Son araştırmalar, doğal ortamlarla bağlantı kurmanın kaygı ve depresyonu azaltmaktan kan basıncını düşürmeye kadar birçok faydası olduğunu gösteriyor. Ve birçoğumuz doğada bir yürüyüşten sonra kendimizi daha iyi hissettiğimizi doğrulayabiliriz.
DOĞA BİR İLAÇ MI?
Bu kapsamda doğanın faydaları sağlık hizmetleri alanında uzun zamandır dile getiriliyor.
İlginç bir araştırma 1980'lerde yapılmıştı. Bu araştırmada, safra kesesi ameliyatı geçiren hastaların, pencereden ağaçları görebiliyorlarsa, ortalama bir gün daha erken taburcu edilebildikleri tespit edildi.
Dolayısıyla duvar manzarası gören hastalar, iyileşme sürecinde sadece daha güçlü ağrı kesicilere ihtiyaç duymakla kalmadılar, aynı zamanda hemşireler onların "üzgün ve ağlamaklı" oldukları şeklinde daha fazla bildirimde bulundu.
Bu arada doğanın faydaları sadece sağlık hizmetleriyle sınırlı görünmüyor.
Bu kapsamda ABD'nin Oregon eyaletindeki Snake River Cezaevi'nde yapılan bir araştırmada, haftada üç ila dört kez doğa videoları izleyen mahkumların %26 daha az şiddet içeren olaya karıştığını, bunun da yılda 13 şiddet olayına denk geldiği tespiti yapıldı.
DOĞA BİZİ GERÇEKTEN İYİLEŞTİRİYOR MU?
Bu konu “biyofili hipotezi” olarak adlandırılıyor. Bu görüşe göre, atalarımız vahşi doğada evrimleştiği için insanların doğaya yakın olma konusunda doğuştan gelen bir dürtüsü var.
Uzmanlar, 1980'lerde bu dürtünün genlerimize yazılı olduğunu öne sürmüştü.
Bu kapsamda ikizler üzerindeki çalışmalar genetik bir bileşenin varlığını düşündüren kanıtlar sunsa da, doğa sevgisine doğrudan yol açacak bir gen veya gen ailesi henüz tespit edilemedi.
Yine de bilim insanlarının doğada vakit geçirmenin fizyolojik ve bilişsel düzeylerde kendimizi daha iyi hissetmemizi nasıl sağlayabileceğine dair birkaç fikri var.
Yine uzmanlara göre, doğal ortamların vücudumuzda stres seviyelerini düşüren fizyolojik değişiklikleri tetikliyor. Böylece stres azalabiliyor.
Bu durum,, kalp atış hızının düşmesi gibi durumlarla ilişkilendirilen, dinlenme ve sindirim modu olarak adlandırılan bir durum.
Bu sayede doğayla temas, stresli olaylara önceden hazırlanmamıza, o anki stres tepkilerimizi dengelememize ve sonrasında da iyileşmemize yardımcı olabilir.
Öte yandan diğer temel fikir ise dikkat restorasyonu teorisidir; bu teoriye göre doğa, dikkat dağıtıcı unsurları engelleme ve bir şeye odaklanma kapasitemizi (yönlendirilmiş dikkat olarak adlandırılır) geliştirmemize yardımcı olur.
Biindiği gibi kent ortamlarında dikkat dağıtıcı unsurlar daha fazla oluyor; arabalardan ve trafikten kaçmak, sesler... Ve bu da dikkatimizi zorluyor, dikkatimiz tükeniyor.
Bir araştırda, 50 dakika boyunca doğada yürüyüş yapan kişilerin, şehirde yürüyüş yapanlara kıyasla çalışma belleğinde iyileşmeler olduğunu ortaya koydu.
Dolayısıyla doğa yürüyüşü yapanlar, kaygı gibi ölçümlerdeki azalmanın yanı sıra, rastgele harflerden oluşan bir diziyi hatırlamaya çalışırken aynı anda matematik denklemlerini çözmeyi içeren bir testte de daha iyi performans gösterdiler.
Öyle ya belki de doğa, hem stresi azaltarak hem de dikkatimizi yenileyerek bizi etkiliyordur.
Yine de herkesin doğayı aynı şekilde deneyimlemediğini belirtmek önemli.
Yine bir çalışmada, Japon araştırmacılar genç erkeklerin ormanlarda geçirdikleri zamanı, kentte geçirdikleri zamanla karşılaştırdılar.
Bu kapsamda ormanda bulunanların yaklaşık %80'inde parasempatik sinir aktivitesinin ölçümünde artış gözlemlendi. Geri kalan %20'sinde ise azalma görüldü.
Giderek artan araştırmaların gösterdiği şey, doğayla temas kurmanın birçoğumuz için sağlık yararları sağlayabileceği.
Birleşmiş Milletler'e göre bugün dünya nüfusunun %80'inden fazlası kasaba ve şehirlerde yaşıyor.
Mahallelerde ve okul bahçelerinde herkes için, ama özellikle de çocuklar için, doğaya erişim imkanını sağlamayı düşünmek gerektiğine işaret ediliyor.
Dolayısıyla günler, haftalar, aylar, yıllar boyunca tekrar tekrar doğaya maruz kalmak, bazı durumlarda ruh halinde oldukça derin farklılıklara yol açabilir.