SON 24S
  • BİST%0.00 0.00
  • DOLAR%0.00 0.00
  • EURO%0.00 0.00
  • ALTIN%0.00 0.00

KÖYLERİMİZE NE OLDU?

Köy, coğrafik yapılanma olarak ülkenin temelini oluşturan yerleşim yeridir. Tarihsel süreçte köy her zaman sosyolojik- kültürel- coğrafik bir değer olarak varlığını korumuştur. 1924 tarihli Köy Kanunu, nüfusu 2000’i aşmayan yerleşim yerlerini köy olarak tanımlamıştır. Yerleşim olarak suyun olduğu bir yeri kendine seçerek dağ, ova ve vadi ayrımı gözetmeksizin var olmaya çalışır. Tarım ve hayvancılık merkezli iş gücü ağırlıklı, farklı yerlerde öne çıkan el sanatları ile adından söz ettiren, efsaneleri ile hayatın merkezini oluşturmaktadır. Köyler, insanlığın toplu yaşamaya başladıklarında oluşturdukları kanaat, paylaşma ve imecenin sembolüdür. 

Yerel yönetimler hukukunda önemli değişiklikler yapan 6360 sayılı yasayla Büyükşehir Belediyelerinin sınırları genişletilerek, il sınırlarını kapsar hale getirilmiştir. Uygulama 2014 mahalli seçimleriyle birlikte hayata geçti. Bu uygulamanın en önemli sonuçlarından biri köylerin mahalleye dönüşmesidir. 30 büyükşehirdeki 16 bin 220 köyün mahalleye dönüşmesiyle Türkiye’deki 34 bin 434 olan köy sayısı 18 bin 214 adede inmiştir. Bir başka deyişle köylerin yaklaşık %50’si mahalleye dönüştürülmüştür. Köyün mahalleye dönüşmesi, mahalli idarelerin önemli bir unsuru olan köylerin ve köy tüzel kişiliklerinin ortadan kalkması anlamına gelmektedir. 
Mahalle olmakla, köy olmak arasında kıyas, gözle görülenden daha fazladır. Köy idaresinin gelirleri vardı, malları vardı, çalışanları vardı. Her köyde farklılık gösteren hamam, çamaşırlık, pazar yeri, köy malı zirai makinalar, koruluklar vardı. Yoksullara yardım etmek; sevince, kedere koşmak ise köyün özlenen hasletiydi.  Bütün bu işler ve ihtiyaçlar köy tüzel kişiliğin organları olan köy ihtiyar heyeti ve köy muhtarlığınca yerine getirilmeye çalışılırdı. 
Bu ihtiyaçlar kimi zaman köyün kendi kaynaklarıyla kimi zaman da şimdi gözlerin aradığı sarı arabalarıyla köylerin cankurtaranı Köy Hizmetleri sonra İl Özel İdarelerinin katkılarıyla karşılanmaktaydı. Ne oldu şimdi? Ülkenin çoğunluğunu oluşturan otuz koca koca Büyükşehirlerimizde köylerden yoksun kaldık.
Bugün mahalleye dönüşen köyler bütün bu ihtiyaçlarını karşılamak için kimi yerde 20-30 kilometre, kimi yerde 70-80 kilometre uzağındaki İlçe veya Büyükşehir Belediyesinden hizmet bekler hale gelmiştir. Köylerle birlikte elbirliğiyle yapılan işler yani imece ve köye has bir nevi yerel vergi olan ve herkesin ekonomik gücüne göre katıldığı salma da ortadan kalkmıştır. 
Şunu açıkça belirtelim: Köylere hizmet götürme kültürü ve alışkanlığı olmayan belediyecilik anlayışında gereken ilgi ve çalışma yapılmıyor. İlçe merkezine 80, Büyükşehir’e 220 km olan 500 nüfuslu adı mahalle yerleşim yerine yapılacak yatırımın ekonomikliğini, rantabilitesini hesap edersen illaki hesap tutmayacaktır. Belediye yatırımı anlamında geriye atılacaktır ve atılıyor. Köy iken nasıl oluyordu dersek; ya imece usulü kendi işini yapan köylüler ya da Sosyal Devlet özelliği ile köylere yatırım yapan kurumlar yapılan hizmetin rantabilitesini değil köyde oluşturulacak refahı kamu yararı olarak gözetmekte idi. Ne yapmalıyız: “İnsanımızı doğduğu yerde doyurmak ve mutlu etmek için sebep oluşturmalıyız.”
Mera, hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri (başlangıcı belli olmayan eski zamandan beri) bu amaçla kullanılan yerlerdir. 4342 sayılı Mera Kanunu’na göre meraların kullanımı, bakımı, ıslahı ve korunması ağırlıklı olarak, köy yapısına göre tasarlanmıştır.
6360 sayılı yasa kapsamında Köy Tüzel Kişiliği kaldırılarak mahalleye dönüştürülen yerleşim yerlerinde kullanım hakkı ve ihlallerde karmaşa yaşanmaktadır. Ülkemizde uygulanmakta olan ikili belediye yapısı içerisinde (büyükşehir belediyesi, büyükşehir ilçe belediyesi) meralarla ilgili sorumluluklar kesin olarak belirlenemediğinden bu konuda boşluk oluşmuştur. Köy Tüzel Kişiliklerinin iade-i itibarının verilmesi durumunda mesele zaten kalmayacaktır. Eğer mevcut yapı devam edecekse Türk Ceza Kanununun 154/2 maddesinde “İlçe Belediye Tüzel Kişiliği” eklenmelidir. Olması gereken mahalleye dönüşen köylerde meralar Büyükşehir ve İlçe belediyesinin insafına bırakılmamalıdır. 
Ayrıca Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı eskiden köy ve beldelerde kurulabilirken şimdi sadece ilçe merkezlerinde kurulmakta, her köyden mahalleye bekçi görevlendirilemediğinden ekili ve dikili alanların korunmasında sıkıntılar yaşanmaktadır.
Üretim bölgeleri, ülkenin cephede siperlerinin önemini taşıyan eski köylerimizin, şimdi köy mahallelerimizin siperleri terk etmesi elbette 2014 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı kanunla sınırlı değil.
Başka nedeni ne? 
Yaşamı sürdürecek kadar asli ihtiyaçları gidermeyi kendine felsefe edinen köy yaşam kültürü, yeni çağların tüketim merkezli hayat standardına eklemlenmek istendi. Tüketim çağrılarına icabet etti. Üretimdeki aktörlüğünden tüketici saflarına geçti. Modernleşme yeni emek alanları oluşturdu. Sanayileşme- endüstri iş sahası olarak köye nazaran daha kolay ve ekonomik getiri olarak yüksek bir meblağ oluşturduğu düşüncesi, köylülerin direncini kırdı. Sadece toprak, hayvancılık ve el sanatlarına bağlı emek gibi dar geçim araçları yerine sürekli çeşitlenen alanlara yoğun talep oluştu. Bununla beraber yeni kapital düzen çalıştırılacak ucuz iş gücü için köylülerin şehre gelmesini teşvik etti.
Tarımda makineleşmeye paralel olarak, tarımsal faaliyetlerin emeğin azalması yeni nüfus hareketlerini hızlandırmıştır. Anadolu coğrafyasına kılcal damarlar gibi yayılmış olan köyler artık hızlı nüfus değişimi ile birlikte yok olma noktalarına kadar gelmiştir. Bu nüfus hareketliliği üretimde kalma anlamında Türkiye’nin geleceği açısından kaygı verici bir durumdur. Köylünün yeni hayata adaptasyonu ve getirdiği ve götürdüğü değerler açısından karşılaştırıldığında kaybeden köylerimiz ve köylülerimiz olmuştur. 
Değişim süreci; fert, toplum, şehir ve medeniyet her alanda kendisini hissettirmektedir. Köyler bu değişim sürecinde kendine düşen payı fazlasıyla almaktadır ve alacaktır. Bugün ve yarın süregiden değişimin neyi, ne kadar değiştirdiğinin farkında olmadan ve teşhis edilmeden yaşanmaya devam edilmektedir. 
 Köy nüfus hareketlerine ilişkin olarak, kendisi köyde yaşayan, göçlere rağmen köyde kalmakta direnen köylülerimiz, gidenlerin, insanın tıpkı yaşarken yaratıldığı toprağa dönmesi gibi tekrar köye dönecekleri günü beklemektedir. Bu dönüş yavaş yavaş başlamıştır. Ancak döndüklerinde üretim için ellerinde bilgi, görgü ve en önemlisi heyecanları kalacak mı? Belki çalışılır, üretilir ama sevgi ve heyecanın kalacağına inancım yok.
 Üstat Necip Fazıl Kısakürek “İdeolocya Örgüsü” isimli eserinde köy ve köylüye bakışını şu şekilde belirtmektedir: “Köy davasının en önemli hedefi köylüyü okutmak ve terbiye etmek… Ruhunu ve kafasını imar… İkincisi köylüyü güzelleştirmek ve sağlamlaştırmak… Vücudunu ve nesillerini imar… Üçüncüsü köylüyü zenginleştirmek ve refah içinde yaşatmak… İş unsurlarını ve kesesini imar…” 
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, köylü milletin efendisidir, diyerek köylüyü milletimizin merkezine oturtmuştur. "Köylü" ifadesi hayatımızda çok önemli bir yer tutmuştur.  Rahmetli devlet adamları Osman Bölükbaşı'nın ve Alparslan Türkeş'in Genel Başkanlığını yaptığı "Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi" ve Dokuz Işık'taki "Köycülük" ilkesi bunun açık göstergesidir.
Köy- köylülük- köyler olgusu Türkiye’de unutulmaya başlayan gerçeğidir. Tarımsal faaliyetler bağlamında gündeme gelen köyler sosyal, kültürel ve siyasal anlamda bir değer atfedilmemektedir. Günümüzde nostaljik bir sürecin argümanları olmaktan öteye geçmezler. Köy ve köylünün sorunlarını üst perdeden ifade edecek siyasal mekanizma ve aydın hassasiyeti devreye girmelidir. Bu gidişle onlar tarihin dışına itilen, Cemil Meriç’in deyimiyle “medeniyetin kenar yeri”nde kendine konum edinen sahipsiz, boş ve hiçbir anlam ifade etmeyen topluluk olmaktan öteye geçmezler. Yaşanan birçok sorunun kaynaklık ettiği düşünülen köylülerin ehlileştirilmesi süreci tamamlandığında geri dönüşüm için keşkelerin bir anlamı olmayacaktır. 
Belediye Kanunu’nda, Köy Kanunu’nda ve Mera Kanunu’nda bu olumsuzlukları ortadan kaldırılacak yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Köylerimizin itibarı tekrar iade edilip “Köy Tüzel Kişiliği” tanınmalıdır.  Zaman geçirilmeden bu düzenlemelerin yapılması ülkemizin menfaatine olacaktır. 
Orda bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür. Gitmesek de görmesek de o köy, bizim köyümüzdür. Artık orda bir köy var belki, ama eski köyler yok.
#topragınadamı


Türkiye Nüfusunun % 50 si Siyah alanlarda yaşıyor.

 

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Henüz hiç yorum yapılmadı. İlk yapan sen ol.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Canlı İzle
E-Gazete
Galeri
Video