Gizem ve cazibe ile örtülü cadılar, hortlaklar ve vampirler, yüzyıllardır insan hayal gücünü büyülüyor. Bu gece yaratıklarının efsaneleri, yaşayanların kanıyla beslenen sonsuz bir yaşamın hikayelerine mi dayanıyor?

Öncelikle korku, büyülenme ve fanteziyi zengin bir folklor dokusuyla harmanlayan cadı, hortlak ve vampir efsaneleri halen insanlığın ilgisini çekmeye devam ediyor.
Özellikle halk hikayelerinde, edebiyatta ve popüler kültürde varlıklarını sürdürüyor olmaları, onların gizemli cazibeleri ve derin sembolizmlerinin bir kanıtı.
Dolayısıyla bu kanıt da cadı, hortlak ve vampir mitinin evrimi, toplumsal kaygılar ve doğaüstü olayların ebedi cazibesi hakkında çok şey ortaya koyuyor.
Peki bu efsanevi varlıklar nasıl ortaya çıktı?

Gizemli Varlıklarık kökenleri
Bu konuda birçok akademisyen ve bilim insanı, cadı, hortlak ve vampir kavramının kökeninin antik medeniyetlerde yer alan farklı mitlere dayandığına inanıyor.
GECE YARATIĞI
Yahudi folkloruna göre Adem’in Havva’dan önceki ilk karısı olan ve kötülüğe hizmet eden Lilith cadı, hortlak ve vampir atası olabilir. Soyunun lilitu olarak adlandırılan iblislere dayandığı düşünülen Lilith’e mitolojide “gece yaratığı” da deniliyor.
Gizem ve entrikalarla dolu bir figür olan Lilith’in efsanesi şu şekilde: Tanrı topraktan kadın ve erkeği yarattığında bunlar Adem ve Lilith’miş. Adem, Lilith’ten kendisinin boyunduruğu altında olmasını istemiş, buna karşılık Lilith kendisinin de Adem gibi topraktan yaratıldığını ve ikisinin eşit olduğunu söyleyerek ona boyun eğmemiş. Yaşanan bu anlaşmazlık sonrasında Lilith, Cennet Bahçesi’nden kaçmış ve geri dönmemiş. Bunun üzerine Lilith’in gitmesiyle tek başına kalan Adem’e Tanrı, onun kaburga kemiğinden ona biat edecek bir varlık olan Havva’yı yaratmış.
Tanrı’nın da geri dönmesi emrine uymayan Lilith ise Tanrı tarafından cezalandırılmış. Bunun üzerine Lilith, intikam almak için Adem ve Havva’nın soyundan gelen çocukları öldürmeye, insanları baştan çıkarmaya başlamış.

Lilith, doğan bebeği haliyle de onun taze yaşamını, kanını içerek yok etmeye çalışır. Çünkü sonsuz yaşamı tadabilmek için çocuklardan çaldığı hayata ihtiyaç duyar. Eğer taze yaşam, bebek-çocuk bulamazsa hayatta kalmak için diğer varlıkların, insanların da kanını içer; hatta kendi çocuklarını öldürmekten bile çekinmez.
Evcilleştirilmemiş, güçlü kadına karşı duyulan korkuyu temsil eden bir anlatı olarak da okunabilen Lilith efsanesi, insanların baştan çıkarılması, kanlarının emilmesi, ölümsüzlük gibi unsurları taşıması nedeniyle vampir yaradılışı ile bağdaşıyor.
Diğer yandan Mısırlı savaşçı tanrıça olarak bilinen Sekhmet’in hikayesinin ilk vampir hikayesi olduğuna inananlar da oldukça fazla.
Efsaneye göre güneş tanrısı Ra, dişi aslan başlı kadın olarak tasvir edilen kızı Sekhmet’i, isyanlarından ve itaatsizliklerinden dolayı öfkelendiği insanlığı cezalandırması için göndermiş. Sekhmet’in gazabı, onu birçok insanı katletmeye ve yutmaya, çılgınca kanlarını içmeye sürüklemiş. Kan dökmenin tadına doyamayan ve durdurulamaz hale gelen Sekhmet, tüm insanlığı yok etme tehdidinde bulunmuş. Bunun üzerine Ra, birayı kırmızıya boyamış ve birayı kan sanan Sekhmet’in gezegeni tüketen susuzluğunu bu şekilde bastırmış.
Sekhmet’in hikayesi, cadı, hortlak ve vampir folkloruyla kana susamışlık, dönüşüm, ölümsüz varlık olma gibi unsurlar açısından kesişiyor. Ayrıca vampirlerin esrarengiz ve çok yönlü doğasına benzer şekilde hem yok eden hem de iyileştiren figürlerin ikiliğini ve karmaşıklığını taşıyor.
Antik Mezopotamya’da Sümerlere ait çivi yazısı metinlerde yaşayanlara zarar verdiğine inanılan ekimmu yani huzursuz ruhlardan bahsediliyor. Kan emen varlıklar olarak da tanımlanan ekimmular ilk vampir unvanı için en eski adaylardan birisi. Ekimmu, doğru bir mezar ayini yapılmadan gömülmüş olan ölünün huzur bulamayan ruhunu temsil ediyor. Ekimmuların dünyayı dolaştığı ve varlıklara zarar verdiğine, onların yaşam güçlerini emdiğine inanılıyormuş.
İskandinav mitolojisinde yer alan draugrların da ilk vampir olduğunu düşünenler var. Draugrlar, mezarlıkların ve gömülmüş hazinelerin koruyucusu olarak biliniyor. Diriltilmiş cesetler olan Draugrlar, geceleri mezarlarından çıkabiliyor ve şekil değiştirebiliyormuş.
Cadı, hortlak ve vampir efsanesinin doğuşu ve atası olduğuna inanılan daha birçok farklı anlatı bulunmakta. Özellikle Doğu Avrupa halk hikayeleri bu konuda önemli bir referans oluşturuyor.
Tüm mitoloji ve anlatılarda yer alan ve cadı, hortlak ve vampir efsanesiyle özdeşleşen bu tipler, eski korkuların ve kültürel hikayelerin nasıl kalıcı mitlere yol açtığının etkileyici örnekleri. Bu varlıklar, vampir klişesine kalıcı bir iz bırakarak yerel folklorun zamanla daha geniş kültürel olguları nasıl etkileyebileceğini gösteriyor.

Hastalıklar ve cadı, hortlak ve vampirlik ilişkisi
Tarih boyunca, belirli tıbbi durumlar mitlere ve efsanelere ilham vermekle kalmamış, bazen de etkilenenler hakkında yanlış anlaşılmalara yol açmıştı. Kuduz salgınının kurt adam folklorunun çıkış noktası olduğuna inanıldığı gibi cadı, hortlak ve vampir efsanesinin de bazı hastalıklardan doğduğuna inanılıyor.

BATIDA KONT DRAKULA TÜRKLERDE HORTLAK
Batı'daki "Kont Drakula" imajından farklı olsa da, Türk mitolojisinde ve halk inancında kan emen, mezardan kalkan ve doymak bilmeyen vampir benzeri varlıklar var.
Hatta "vampir" kelimesinin kökeninin Türkçedeki obur/ubır veya upir kelimelerinden Slav diline geçtiği folklor araştırmalarında kabul ediliyor.
Ubır: Tatar, Başkurt ve Volga-İdil bölgesindeki Türk halk inançlarında mezardan kalkıp insanlara ve hayvanlara saldıran, kan içen ve doymak bilmeyen mitolojik bir varlık.
Vupar: Çuvaş Türk mitolojisinde doğrudan vampir karşılığı olan, kan emen kötü ruhlu yaratık.
Cadı ve Hortlak: Anadolu ve Osmanlı halk bilimi kaynaklarında, ölen kötü kişilerin mezardan çıkarak yaşayanlara zarar vermesi, gürültü çıkararak korku salması ve bazı yörelerde kan içmesi inanışı.
Batı'daki vampir figürüne en yakın Anadolu folklorik karşılığı.
Yalmovuz / İçgek: Türk mitolojisinde insan eti yiyen, şekil değiştiren ve hortlak benzeri özellikler gösteren demonik (şeytani) varlıklar.
Ortak Özelliklerİ Mezarından gece vakti kalkmak.
Kan içme veya canlıların enerjisini sömürme.
Toplum için tehlike oluşturma ve açgözlülük/doyumsuzluk sembolü olma.
Velhasıl Türk kültüründe vampir var.